Yuvarlaktan kareye: Girê Keçel’de zihniyetin kırılması

Paylaş:
HABER MERKEZİ - Girê Keçel’de yan yana bulunan yuvarlak ve köşeli yapılar, insanlığın doğayla kurduğu ilişkinin sınır, mülkiyet ve denetim temelli bir zihniyete yönelişini gözler önüne seriyor. 
 
Riha’da yer alan Girê Keçel (Karahantepe), Neolitik dönemin en erken yerleşim alanlarından biri olarak kabul edilen arkeolojik bir kazı alanıdır. Arkeoloji literatüründe son yıllarda giderek daha fazla referans alınan ve erken yerleşik yaşamın anlaşılmasında temel merkezlerden biri olarak değerlendirilen Girê Keçel’in, bazı bulgulara göre Girê Miraza’dan (Göbeklitepe) dahi daha eski evrelere uzanabileceği ifade edilmektedir. Yaklaşık 11 - 12 bin yıl öncesine tarihlenen bu alan, avcı - toplayıcı toplulukların yerleşik yaşama geçiş sürecine dair önemli tarihsel veriler sunar. Girê Miraza ile aynı kültürel havza içinde bulunan Girê Keçel’de açığa çıkarılan T biçimli dikilitaşlar, oyulmuş kayalar, insan ve hayvan figürleri, ritüel odaları ve farklı mimari tiplere sahip yapılar, burada oluşan toplumsal örgütlenmenin çok katmanlı yapısını gözler önüne serer.
 
Girê Keçel’i önemli kılan, ortaya çıkan buluntuların çeşitliliğinden ziyade bu buluntuların temsil ettiği düşünsel dünyadır. Bu alan, insanlığın doğayla kurduğu ilişkiyi, toplumsal örgütlenme biçimini ve varoluşu anlamlandırma çabasını taş üzerinden okuyabileceğimiz bir tarihsel laboratuvar niteliği taşır. Arkeolojik veriler, erken Neolitik evrede (yaklaşık MÖ 10.000 ve öncesi) dairesel planlı yapıların baskın olduğunu, daha geç evrelerde (yaklaşık MÖ 9.000–8.000 aralığında) ise kare ve köşeli planların belirginleşmeye başladığını göstermektedir. Özellikle erken dönemlere ait dairesel yapılar ile daha geç evrelere ait kare ve köşeli yapıların aynı alanda bulunması, insanlık zihninin dönüşümünü anlamak açısından kritik bir veri olarak karşımıza çıkar. 
 
 
MİMARİ ZİHNİYETİN TAŞLAŞMIŞ HALİ
 
Daire ve kare arasındaki bu mimari fark, tek başına teknik bir gelişim olarak okunamaz. Aynı coğrafyada, benzer malzemelerle inşa edilen bu farklı plan tipleri, farklı düşünme biçimlerinin ürünüdür. Mimari, her tarihsel dönemde toplumsal zihniyetin maddi ifadesi olarak ortaya çıkar. Bu nedenle bir yapının formu, o toplumun dünyayı nasıl algıladığını, kendini nasıl örgütlediğini ve doğayla nasıl bir ilişki kurduğunu doğrudan yansıtır.
 
DAİRESEL FORM VE İLİŞKİSEL YAŞAM
 
Dairesel form, insanlık tarihinin erken evrelerinde baskın olan ilişkisel yaşam biçiminin mekansal karşılığıdır. Yuvarlak yapı, başlangıcı ve sonu olmayan bir süreklilik hissi üretir, her nokta diğerine eşit mesafede yer alır. Bu durum, merkezi bir otoritenin oluşmasını zorlaştırır. Köşe bulunmaz, keskin ayrımlar oluşmaz, parça ile bütün arasında sert sınırlar kurulmaz. Bu özellikler, toplumsal ilişkilerin yatay bir düzlemde kurulduğunu gösterir.
 
Erken Neolitik toplumlarda mekanların ortak kullanıma açık olması, bu yatay örgütlenmenin bir sonucudur. Mekan, bireyleri ayıran bir sınır üretmez, aksine onları aynı yaşam döngüsü içinde bir arada tutan bir alan olarak işlev görür. İçerisi ile dışarısı arasında sert ayrımlar kurulmaz ve bu durum toplumsal ilişkilerin akışkan bir karakter taşımasına yol açar. Aidiyet duygusu, birlikte var olma pratiği üzerinden şekillenir.
 
Bu yaşam biçimi, doğayla kurulan ilişkiyle doğrudan bağlantılıdır. İnsan, doğanın karşısında konumlanan bir varlık olarak hareket etmez, doğanın ritmiyle birlikte var olur. Mevsimlerin döngüsü, doğanın üretim süreçleri, doğum ve ölüm, aynı akışın parçaları olarak kavranır. Zaman algısı doğrusal bir çizgi olmanın ötesinde, tekrar eden bir süreklilik olarak hissedilir.
 
KARE FORM VE DENETİM ZİHNİYETİ
 
Girê Keçel’de zamanla ortaya çıkan kare ve köşeli mekanlar, bu ilişkisel yapının dönüşmeye başladığını gösterir. Kare form, sınır çizer ve içerisi ile dışarısı arasında keskin ayrımlar kurar. Köşeler, mekanı bölmenin ve kontrol etmenin araçları haline gelir. Bu yapı, ölçülebilirlik ve denetlenebilirlik imkanı sunar. Böylece mekan, ortak yaşam alanı olmaktan çıkarak yönetilen ve kontrol edilen bir alana dönüşür.
 
Bu zihniyet dönüşümü, tarımın gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni toplumsal ilişkilerle paralel ilerler. Üretim fazlası depolama ihtiyacını doğurur, depolama ise muhafaza ve sahiplik ilişkilerini beraberinde getirir. Böylece mülkiyet kavramı şekillenir. Mülkiyet sınır gerektirir, sınır duvarı doğurur. Duvar ise mekanın parçalanmasını ve kare planın yaygınlaşmasını sağlar.
 
YAN YANA VAR OLAN İKİ ZAMAN
 
Ancak Girê Keçel’de yuvarlak ve kare yapıların yan yana bulunması, bu dönüşümün ani bir kopuş şeklinde gerçekleşmediğini gösterir. İki farklı zihniyet, belirli bir süre boyunca aynı mekansal düzlem içinde varlığını sürdürür. Bu durum, tarihin tek yönlü bir çizgi halinde ilerlemediğini ortaya koyar. Farklı toplumsal biçimler, aynı zaman dilimi içinde iç içe geçerek var olabilir.
 
TARİH YAZIMI VE İDEOLOJİ
 
Tarih, çoğu zaman egemen güçlerin kendi varlıklarını meşrulaştırmak amacıyla kurguladıkları bir anlatıya dönüşür. Bu anlatı içinde her toplumsal yapı, kendini ayrıcalıklı ve özgün bir konumda sunmaya yönelir. Bu durum, toplumsal gerçekliğin çarpıtılmasına ve alternatif yaşam biçimlerinin görünmez hale gelmesine yol açar. Bu nedenle tarih, tarafsız bir kayıt alanı olarak ele alınamaz. Aksine, ideolojik mücadelelerin yürütüldüğü bir alan olarak değerlendirilmelidir. Egemen anlatılar, geçmişi yeniden kurar, abartır ve yeniden anlamlandırır. Böyle bir zeminde ilişkisel, ortak ve yatay yaşam biçimlerinin izleri geri plana itilir.
 
Girê Keçel’deki mimari çeşitlilik, bu çarpıtılmış tarih anlatısına karşı güçlü bir maddi veri sunar. Yuvarlak ve kare formların yan yana varlığı, tarihin tek merkezli ve tek yönlü bir anlatıya indirgenemeyeceğini açıkça ortaya koyar. Bu alan, insanlık tarihinin farklı yönelimlerinin aynı anda var olabildiğini ve birbirini diyalektik bir dönüşüme maruz bırakabileceğini gösteren somut bir örnek olarak öne çıkar.
 
YAŞAMIN AKIŞI VE DENETİMİN SINIRI
 
Sonuç olarak Girê Keçel’de ortaya çıkan mimari fark, insanın doğayı taklit eden bir varlıktan doğayı ölçen ve kontrol etmeye yönelen bir özneye doğru evrildiğini gösterir. Yuvarlak form, yaşamın akışını ve ilişkisel varoluşu temsil ederken, kare form bu akışın sınırlandırılması, parçalanması ve denetlenmesini temsil eder. Bu geçiş, insanlık tarihinin en derin zihinsel dönüşümlerinden birinin mekana yansımış halidir.
 
Bugün insanlık hala bu iki formun diyalektiği içinde yaşamını sürdürür. Bir yanda ilişkisel, ortak ve akışkan bir yaşam ihtimali, diğer yanda sınırlarla örülmüş, ölçülmüş ve kontrol altına alınmış bir dünya. Girê Keçel bu ikiliğin başladığı yeri gösterir. 
 
MA / Abdulkadir Ayten