Karadaş: Emperyalizm ve molla rejimine karşı birlik önemli
İZMİR- ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla hedeflerine ulaşmaktan uzak bir tablo oluştuğunu belirten yazar Yusuf Karadaş, İran'daki Kürtlerin birlik oluşturmasının önemine işaret ederek, emperyalistlerin çıkarları ve molla rejimine karşı demokratik güçlerle işbirliğinin önemli olduğunu aktardı.
İran ve ABD-İsrail arasında süren savaş 12'nci gününe girerken savaşın bilançosu da her geçen gün artıyor. HRANA'nın verilerine göre saldırılar boyunca bin 200'ü aşkın sivil katledildi. İran, İsrail ve ABD'nin hava saldırılarına karşı ABD'nin körfez ülkelerindeki üslerini ve İsrail'i balistik füzelerle hedef alırken 7 Mart'ta İran'ın yeni ruhani lideri Ali Hamaney’in oğlu Seyyed Mücteba Hamaney oldu. Öte yandan İran Rojhilat'a yönelik saldırılarına devam ederken ABD ve İsrail'in Kürtleri savaşın içine çekmeye çalıştığı görülüyor. Yine önemli gündemlerden biri ise Kıbrıs adasında yaşanan askeri hareketlilik dikkat çekiyor.
Yazar Yusuf Karadaş, İran ve ABD-İsrail arasındaki savaşa ve gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.
Karadaş, yeni lider olarak seçilen Mücteba Hameney'in daha önce liderlik için güçlü bir pozisyonda olmadığını ancak ortaya çıkan savaş tablosu ile birlikte İran'daki yeni siyasette sembol ismi olduğunu söyledi. Bu kararın rejimin mücadelesinde kendi güçlerini koruduğunu göstermesi bakımından anlamlı olduğunu kaydeden Karadaş, "Öbür taraftan da muhtemelen olası bir uzlaşma arayışının, böyle etkili bir isim üzerinden olmasının da hesabı yapılmış olabilir. Bu kadar destek alarak gündeme gelmesi ancak bununla açıklanabilir. Yoksa aslında geçmişte de ismi geçtiği halde tartışmalı bir isim olarak gözüküyordu ama şimdi bu tartışmaları arkada bırakan ve rejimin ayakta olduğunu sembolize etmek üzere başa getirilmiş bir lider gibi duruyor. Savaşın bir kutsal savaş gibi gözükmesi meselesine bağlı olarak Ali Hameney'in öldürülmüş olması aslında Trump'ın ya da ABD ve İsrail'in beklentisinin aksi bir sonuç ortaya çıkardı. Esasında ABD, rejimin çözülmesi muhtemel bir senaryo düşünüyordu. Çünkü daha yakın dönemde İran'ı ciddi biçimde sarsan bir protesto dalgası vardı. Bunun devamında bu yıpratıcı savaşın rejimi çözülmeye ya da onların ABD'nin önünde diz çökeceği, bütün istemlerini kabul edebileceği bir noktaya varabileceği hesabını yaptı. Rejim etrafında kenetlenme noktasında sahiplenici bir rol oynadı. İkincisi, molla rejimi gibi bir rejimin liderinin ölmesiyle rejimin çözülmeyeceği görüldü. Çünkü İran toplumunun en ücra noktalarına kadar işlemiş bir rejimden bahsediyoruz" dedi.
ABD VE İSRAİL'İN, İRAN'I STRATEJİSİ
Savaşın eşit olmayan iki gücün savaşı olduğuna dikkat çeken Karadaş, İran'ın dünya ekonomisini zora sokarak ve Körfez ülkeleri üzerinden ABD-İsrail' baskı yaparak ayakta kalma siyaseti yürüttüğünü söyledi. ABD bakımından bir stratejinin varlığının soru işareti olduğunu vurgulayan Karadaş, "Bölgede asıl hesap sadece İran değil. Hepimiz biliyoruz bu Orta Asya'ya, Hazar Bölgesi'ne orta kuşak diye ifade edilen yol-kuşak projesinin geçişi bakımından Çin ve Rusya'ya karşı bir pozisyon almak isteniyor. En azından ABD'nin bunları gerileteceği bir noktada bir İran denkleminin ortaya çıkmasını sağlamaya yönelik bir hedef vardı. Ama şu açık, şu anki savaş dünya ekonomisine ciddi biçimde bir yük haline gelmekte olduğu gözüküyor. ABD'de tartışma konusu haline geldi. Trump'ın günde 1 milyar dolar harcanan bu savaştan ne elde ettiği edeceği sorusu gündeme geliyor. İsrail bölgede 'güvenlik' nedeniyle İran'ı geriletme ve kaosa sürükleme amacı taşıyor. Ancak savaş İsrail halkı için de güvensizlik yarattı. Siyonist yönetim söylediğim gibi kendi bölgesel stratejisi bakımından bunu zorunlu bir hamle olarak görüyor. Halka da böyle bir propaganda yapıyor. Ama pratikte aslında savaşın bugünkü seyri İsrail halkının da bu biçimde güvende olamayacağını gösteren bir noktada" ifadelerine yer verdi.
KIBRIS'TAKİ HAREKETLİLİK
Türkiye'nin Kıbrıs'a 6 adet F-16 uçağı ile hava savunma sistemleri yerleştirmesine değinen Karadaş, Türkiye-İsrail arasındaki rekabetin Kıbırıs'a taşındığını ifade etti. Türkiye'nin bu hamlesinin İran'daki savaştan bağımsız düşünülemeyeceğine işaret eden Karadaş, İran'daki ABD-İsrail kontrolündeki rejimin Türkiye'nin bölgesel pozisyonu için 'riskler' barındırdığının altını çizdi. ABD-İsrail açısından makul bir İran'ın ortaya çıkması ihtimalinin Türkiye'de zayıflama kaygısı yarattığını dile getiren Karadaş, "Kıbrıs'ta olup bitenler bu güçler arasındaki rekabetin bir yansıması. Ama şu rekabeti şöyle bir noktada da görmek gerekiyor. Evet, bunlar rekabet halindeler ama aynı zamanda aslında ABD ekseni içinde yer alan güçler durumundalar. Bugün ne dersek diyelim Türkiye, İsrail ve ABD, İran'a karşı savaş yürütüyor ve Türkiye de NATO üsleri var. Yani ne dersek diyelim Türkiye aynı zamanda bu savaşın bir parçası, en azından bir tarafı. Savaşı kendisi için riskli olmayacak bir noktada durdurmak isteyen ama öbür taraftan da içinde yerleştiği ittifakı da belli olan bir ülke. Ama bugün İran'da kendisi bakımından özellikle İsrail'in öne çıkmasına bağlı olarak gündeme gelmiş olan riskler Türkiye'yi bir tutum almaya zorluyor" diye belirtti.
'KÜRT SORUNUNU ARAÇSALLAŞTIRIYORLAR'
Kürtlerin ulusal taleplerinin tarihsel süreçte baskı altına alındığına dikkat çeken Karadaş, Kürt sorunun bölgesel dizayn tartışmalarının önemli bir parçası olduğunun altını çizdi. ABD-İsrail'in Kürt sorununu kendi çıkarları için araçsallaştırdığını belirten Karadaş şöyle devam etti: "İsrail bir yandan Kürtlerin rejimle savaşmasını istiyor ama aynı İsrail şahı destekliyor. Şah, İsrail'i ziyaret ediyor, kendisine alan açmaya çalışıyor. Aynı şah, 'Biz yönetime geldiğimizde hiçbir ayrılıkçı talebe asla izin vermeyeceğiz' diyor. Yani Kürtlerin ulusal taleplerini ayrılıkçılık olarak görüyor. 'Kimse bunu tartışma konusu yapamayacak' diyor. Yani 'Kürtlerin hareketini ezeceğim' diyor. Şimdi İsrail bir yandan Kürtleri desteklediğini söylüyor. Öbür taraftan da bunu diyen şahı destekliyor. Bu bile sadece dertlerinin, Kürtlerin ulusal özgürlük talebini, mücadelesini, araçsallaştırmak olduğunu bize gösteriyor. Kürtlerin böyle bir denklem söz konusuyken, dikkat etmesi ve ulusal taleplerini gerçekleştirecek bir süreci diğer bölge haklarıyla beraber yaşayarak inşa edebilmesi bakımından önemli. Kürtler bakımından ilk başta ABD ve İsrail'in saldırısı bir fırsat gibi gözükebilir. Ama bunların bu sorunu araştırsallaştırma tutumu Kürtleri çok daha büyük bir tehditle yüz üste bırakma potansiyeli, ihtimali yaratıyor."
'KÜRTLER COĞRAFYANIN ASLİ UNSURLARI'
İran'daki Molla rejimine karşı Kürtlerin oluşturduğu ittifakın önemine vurgu yapan Karadaş, emperyalistlerin çıkarları ve molla rejimine karşı demokratik güçlerle işbirliğinin önemli olduğunu aktardı. Bir rejim değişikliği ihtimalinde Kürtlerin Suriye'de olduğu gibi ciddi saldırılara açık hale gelebileceğini kaydeden Karadaş, "Üstelik Kürtler diğer bölge haklarıyla beraber yaşamak zorunda. Yani Kürtler bu coğrafyanın asli unsuru ve diğer unsurlarıyla beraber demokratik bir biçimde kendi yaşamlarını inşa etmeden geleceklerini güvenceye alamazlar. Bu diğer bölge hakları bakımından da aynı biçimde geçerli. Bu durumda şunu da ifade etmek gerekiyor. Türkiye başta olmak üzere bölge rejimleri ne yapıyorlar? Mesela Türkiye'deki iktidar şimdi bir süreç yürütüyor ama öbür taraftan diyor ki 'İran'da Kürtlerin durumunu yakından izliyoruz.' Şimdi bunu her defasında altını çizmek gerekiyor. Kürtlerin sorununu hak eşitliği ve demokratik temelde çözmüş bir Türkiye için ne Irak'ta, ne İran'da, ne Suriye'de Kürtlerin herhangi bir statü sahibi olması ya da herhangi bir birlikteliğin kurulması, Türkiye için tehdit oluşturmaz. Kürt'ün Suriye'de, İran'da örgütlenmesinin, mücadelesinin tehdit olarak algılanmasının nedeni kendi toprağında Kürt'e kendi ulusal taleplerini, haklarını vermemiş olmasıdır. Bu yaklaşımlar da kabul edilemez" diye konuştu.
MA / Uğurcan Boztaş